LLM-Speak

Yapay Zekâ Dili Taklit Eden İnsanlar

Yazan:Tolga Ünsün

Dijital çağın en ilginç fenomenlerinden biri, makinelerin insan dilini öğrenmesinden çok insanların makinelerin dilini taklit etmeye başlaması olmaya başladı. Bu metni kaleme aldığım sırada, Sam Altman’ın tweeti düştü. Altman, Twitter ve Reddit gibi platformların bir–iki yıl öncesine kıyasla daha fazla “sahte” hissettirdiğini söylerken aslında yalnızca bir tespitte bulunmuyordu; sanki kendisini ve geliştirdiği ürünleri bu tablonun dışında, başka bir konumda işaretliyordu. Dikkat çektiği bu olgu, sosyal medyada giderek artan biçimde hissediliyor: Büyük dil modellerinin çıkışlarını andıran, nötr, aşırı açıklayıcı ve kalıplaşmış bir dil gündelik konuşma pratiklerine sızıyor. Artık yalnızca makineler bizimle konuşmuyor; biz de makineler gibi konuşmaya başlıyoruz, başladık.

Her büyük teknolojik sıçramanın kendine özgü yan etkileri olmuştur; fakat bugüne kıyasla geçmişte kalan bu etkiler çoğu zaman masum sayılabilecek düzeydeydi. Buhar makinesi üretim ilişkilerini değiştirdi, televizyon görsel kültürü dönüştürdü. Bugün ise yan etkiler bireysel alışkanlıklarla sınırlı kalmıyor, toplumun genelini kapsayacak şekilde dilin, düşünme biçiminin ve hatta kimlik algısının içine sızıyor. Bu yüzden mesele yalnızca yapay zekâ teknolojisinin ilerlemesi değil; insanın kendisini, başkalarıyla kurduğu ilişkileri ve toplumsal dokuyu dönüştüren derin bir kültürel kırılmadan bahsediyor olabiliriz.

Geçmişte yeni teknolojilere karşı gösterilen direnç, nesiller değiştikçe daha kolay kabullenilmeye başlıyor galiba. Belki de benim bulunduğum yerden böyle görünüyor; kesin bir yargı koyamam. Ancak şundan eminim, ben de büyük bir öğrenme merakıyla bu devrim niteliğindeki dönüşüme yöneliyorum. Yine de yalnızca teknolojik değil, aynı zamanda felsefi, sosyolojik ve antropolojik boyutlarıyla bu gelişmeleri sorgulamadan kabullenmemeye özen gösterirken; kaynak arayışlarıyla ince delikli bir süzgeç ile dikkatle, benimseme ve sorgulama arasında denge kurmaya çalışıyorum.

Bu dilin, yani büyük dil modellerinin (LLM) bazı ayırt edici özellikleri var. Nötr ve kapsayıcı ton, kişisel yargıları en aza indiren ifadeler, mantıksal süreçleri adım adım sergileyen cümleler ve tekrar eden anahtar kalıplar… “Özetle…”, “Bunu birkaç açıdan değerlendirelim…” gibi formüller insan yazışmalarında hızla çoğalıyor. Bu, tesadüfi bir benzerlik olmaktan çıkıyor artık; algoritmalarla yıllardır iç içe geçen gündelik hayatın doğal sonucu. İnsanlar sosyal medyada görünür olmak için hem diğer insanlara hem de makinelerin okuyacağı şekilde yazıyor. Başka bir yazının konusu olabilir ama özellikle akademik dünyada, makaleleri yapay zekâ ile taratan dergilere gönderen bazı çalışmaların yazarlarının, YZ ‘nin görebileceği gizli komutları makalelerinin içine gömdüğü de ortaya çıktı.

Bunun toplumsal yansımaları yalnızca bir üslup meselesi değil, aynı zamanda güven ve sahicilikle ilgili. Bir Reddit yorumunu ya da bir Twitter paylaşımını okurken, bunun bir insan mı yoksa bir yapay zekâ mı tarafından üretildiğini anlamak giderek güçleşiyor. Bu bulanıklık, iletişimin doğasını değiştiriyor. İnsan insana diyalogların yerini, insan-makine taklidi diyaloglar almaya başlıyor. Turing ‘in yıllar önce öne sürdüğü “makinayı insandan ayırt edememe” ihtimali, bugün artık laboratuvarın dışında, gündelik iletişimin içinde yaşanır hale geldi.

Bu fenomen aynı zamanda kimlik ve bellek düzeyinde de etkili. İnsanlar kendilerini daha rasyonel, daha sistematik, hatta daha algoritmik göstermek için bu dili bilinçli ya da bilinçsiz biçimde benimsiyor. Zamanla kendi düşünme biçimlerimiz de bu algoritmik çerçeveye uyum sağlıyor. Dil yalnızca ifade etmenin değil, düşünmenin de aracı olduğuna göre, bu dönüşüm zihinlerimizin işleyişine de nüfuz ediyor.

Yapay zekâ yalnızca görüntülerimizi, metinlerimizi üretmekle kalmıyor; dilimizin içine yerleşerek düşüncelerimizi de şekillendiriyor. Bu noktada belki de daha da dikkatli olmalıyız. Sam Altman’ın bahsettiği “LLM-speak” yalnızca çevrimiçi ortamların geçici bir modası değil. Bir dönem ağızlara takılan farklı kültürlerin sözlerinin nasıl kolaylıkla dilimize yayıldığını, Türkçeyi etkisi altına aldığını, hatta kurulan şirket isimlerinden İstiklal Caddesi’ndeki tabela seferberliğine kadar nelere dönüştüğünü hatırlayalım. Yakın geçmişi hatırlamayacak kadar genç ya da okumaya merakı olmayanların bu tür sahiplenişlere ne kadar yatkın olduğunu görmek de hiç sürpriz olmaz. İnsan iletişiminin sahicilikle olan bağını dönüştüren yeni bir durumla karşı karşıyayız. Devrim olarak gördüğüm bu teknolojinin, şimdiye kadar gerçekleşmiş farklı içerikli devrimlerin sonuçlarında olduğu gibi, yan etkilerinin de olacağı aşikâr.