Yapay Yalnızlık Çağı

Modern Toplumda Artan İzolasyon ve Yapay Zekâ

Yazar: Tolga Ünsün

Bir önceki yazım “Yapay Zekâda Cinsiyet ve Irk Önyargısı: Görünmeyen Kodların Eşitsizliği” üzerine sevgili dostum Melih Susal’ın yaptığı bir yorumunda şöyle diyordu: “Yapay yalnızlığı da yanında getiriyor. Bir konu hakkında verdiği cevap ya da geribildirim insanın çevresinden alamayacağı türden yanıtlar olduğu için soyutlanma başlayabilir. Farkında olmadan adım adım istenmeyen bir konuma çekilebiliriz. Bu yüzden mesafenin önemli olduğunu düşünüyorum.” Bu cümle, yapay zekâ ile kurduğumuz ilişkilerin bireyin sosyal bağları üzerindeki etkisini yeniden düşünmeme neden oldu. Ardından bu mesele üzerine okumalar yapmaya başladım. Dijital etkileşimden teknoloji etiğine, sosyal psikolojiden medya teorilerine kadar çok disiplinli bir alanla karşı karşıya olduğum için, ilk kaynakların ardından daha derinlemesine analizler gerektiren başka okumalara yöneldim.

 

Bu yeni yalnızlık biçimi, klasik anlamda yalnız kalmaktan ziyade, insanın sosyal çevresiyle fiziksel olarak bağlantılı olsa dahi duygusal olarak kopuk hissettiği bir durumu tanımlıyor. Artık yalnızlık, sadece sessizlikle değil; dijital seslerin, bildirimlerin ve algoritmik yanıtların içinden gelen bir yankıyla beliriyor. Yapay zekâ destekli uygulamalar, sohbet robotları, sanal arkadaşlıklar ve kişiselleştirilmiş içerik akışları, bireyin duygusal evrenini yeniden şekillendirirken, öznel farkındalıkla ilişkilenmeyen, tek taraflı bir tatmin alanı yaratıyor. Buradaki paradoks, bireyin bir yandan sürekli bağlı hissetmesi, diğer yandan da bu bağlantının insani derinlikten yoksun olması. Bu durum, özellikle de empati, spontane diyalog gibi sosyal becerilerin yerini öngörülebilir algoritmik tepkilerin almasıyla daha belirgin hale geliyor. Hatta bir örnek vermek gerekirse ChatGPT ‘nin ayarlar kısmında “ChatGPTP ‘yi özelleştir” bölümünde size nasıl hitap etmesini yazabiliyor, Konuşkan mı, Esprili mi yoksa Z Kuşağı gibi mi davranmasını seçebiliyorsunuz. Peki, bu yapay bağlılık hali bireysel ve toplumsal düzeyde nasıl sonuçlar doğuruyor?

Bağlılıkta Yalnızlık Paradoksu

Modern çağ, insanları dijital teknolojiler ve akabinde uygulamalar (Facebook ilk çıktığı zamanı hatırlayın herkes ilkokul, lise, mahalle arkadaşlarını bulmaya çalışmıştı.) sayesinde hiç olmadığı kadar birbirine bağlamışken, aynı zamanda bireylerin çoğunu derin bir sosyal izolasyon ve yalnızlık hissiyle baş başa bırakmıştır. Kentsel yaşamın bireyselleştirici yapısı, rekabetçi iş kültürü ve hızla değişen ekonomik normlar bu duruma katkı sağlarken, en çarpıcı etkiyi dijital etkileşimlerin sunduğu “yapay sıcaklık” yaratmıştır. Yapay zekâ (YZ) sistemleriyle kurulan ilişkiler, bireylerin duygusal ihtiyaçlarını karşılamakta yüzeyde başarılı görünse de, zamanla gerçek insan bağlarını zayıflatma ve “yapay yalnızlık”1 adı verilen yeni bir sosyal patolojiye yol açmaktadır.

Yapay Yalnızlık: Duygusal Simülasyonun Kısırlığı

Sherry Turkle’ın Alone Together (2011)2-3 adlı çalışmasında vurguladığı gibi, insanlar teknolojiden “yargılayıcı olmayan, sonsuz sabırlı bir dinleyici” beklentisiyle dijital platformlara yönelmektedir. Yapay zekâ temelli sohbet robotları, dijital asistanlar ve sanal arkadaşlık uygulamaları, hızlı, tutarlı ve çoğu zaman kusursuz yanıtlar sunarak bu beklentiyi karşılamaya çalışır. Ancak John Cacioppo’nun araştırmalarıyla desteklenen görüşe göre, yalnızlık sadece fiziksel izolasyondan değil, paylaşılan duygusal deneyim eksikliğinden de doğar. YZ sistemleri, bu boşluğu dolduruyor gibi görünseler de, özünde gerçek empati ve karşılıklılık yerine “duygu simülasyonu” sunar.

Örneğin, Weizenbaum’un 1960’larda geliştirdiği ELIZA programı, kullanıcıların ona duygusal bağ kurmasına rağmen, basit algoritmalarla çalışıyordu. Günümüzde ise daha gelişmiş YZ’ler, kullanıcının geçmiş verilerini analiz ederek kişiselleştirilmiş yanıtlar üretse de, bu etkileşimlerin temelinde hâlâ tüketici odaklı bir “duygusal protez” yatar. Byung-Chul Han’ın The Expulsion of the Other (2018)4 adlı eserinde belirttiği gibi, teknoloji, bireyi “ötekiyle” bağlantı kurmaktan ziyade kendi düşüncelerinin yankısını dinlemeye yönlendiren bir “yankı odası” yaratır. Bu durum, kullanıcıların gerçek insan ilişkilerini ikincil hale getirerek, gizli bir soyutlanmaya (yalnızlığa) sürükler.

Yapay Zekâ ile Kurulan Duygusal Bağlar: Geçici Çözüm, Kalıcı Sorun

İnsan beyninin sosyal bağlantı kurmaya biyolojik olarak eğilimli olması (örneğin ayna nöron mekanizmaları aracılığıyla), bireylerin YZ sistemleriyle bile duygusal bağ kurma eğilimini açıklar. Özellikle yalnız yaşlı bireyler veya yalnız yaşayan gençler için tasarlanan robotlar (örneğin Japonya’daki Paro5 terapi robotu), kısa vadede duygusal bir destek sağlayabilir. Ancak uzun vadede bu tür etkileşimler, bireyin gerçek insanlarla kurduğu bağları zayıflatır.

Ethan Kross’un 2013 çalışması6, Facebook gibi platformlarda geçirilen zamanın kullanıcıların duygusal refahını azalttığını göstermiştir. Benzer şekilde, YZ sistemlerinin her zaman onaylayıcı yanıtlar vermesi, bireyi “echo-chamber” etkisine maruz bırakır. Kullanıcı, zorlayıcı geri bildirimler veya eleştiriyle karşılaşmadıkça, farklı bakış açılarına ve duygusal derinliğe sahip gerçek ilişkilerden uzaklaşır. Bu durum, bireylerin empati yetisini zamanla yitirmesine yol açabilir.

Arada Mesafe Koyalım: İnsanla Makine Arasındaki İnce Çizgi

“Mesafe” dediğimiz şey sadece fiziksel değil. Duygularımızı ve etik sınırlarımızı da koruyan bir kalkan aslında. Tıpkı bir terapistin danışanıyla arasına koyduğu sağlıklı mesafe gibi, bizim de yapay zekâyla ilişkimizde sınırlar çizmemiz gerekiyor. Neden mi? Çünkü bu sınırlar, teknolojinin bizi yalnızlaştırmasını engelleyebilir.

Kate Crawford’un dediği gibi (Atlas of AI, 2021)7: Teknoloji masum değil. Onun zararlarını da görmek zorundayız. “Realtechnik” denen yaklaşım tam da bunu söylüyor: Teknolojinin güzel vaatlerine kanmadan önce, bedelini düşünmeliyiz.

Yalnızlıktan Topluluk Yaratma Çağrısı

Dijital çağın tuhaf bir çelişkisiyle karşı karşıyayız; Bir yanda sürekli bağlıyız, diğer yanda giderek yalnızlaşıyoruz. Yapay zekâ sohbetleri bize kusursuz yanıtlar sunarken, gerçek insan ilişkilerinin o tatlı karmaşasından uzaklaşıyoruz.

Ama her zaman umut var. Kendimiz için, YZ’yle kurduğumuz ilişkiye küçük sınırlar koyarak başlayabiliriz. “Bugün bir arkadaşımı arayacağım” gibi basit bir karar bile fark yaratabilir. Şirketler tabii ki kâr için var olan organizasyonlar lakin bir yandan da etik hareket etmeleri ve ürettikleri Teknolojiyi tasarlayanlar, kullanıcıları “beğeni” tuzağına değil, gerçek bağlar kurmaya teşvik eden sistemler yaratabilir.

Aslında teknoloji, insanlığımızı kaybetmediğimiz sürece harika bir araç. 

Bağlantıda olmak, gerçekten temas etmekle aynı şey değil…

Kaynakça

1 Kendi araştırmalarım sonucu yanılıyor olabilirim bulabildiğim kadarıyla “yapay yalnızlık” Jacob Geller ‘in YouTube videosunun başlığı ile ilk defa duyulmaya başlıyor.

2 https://dl.acm.org/doi/book/10.5555/3202270

3 https://www.ted.com/talks/sherry_turkle_connected_but_alone?subtitle=tr

4 https://www.politybooks.com/bookdetail?book_slug=the-expulsion-of-the-other-society-perception-and-communication-today–9781509523054

5 https://en.wikipedia.org/wiki/Paro_(robot)

6 https://journals.plos.org/plosone/article?id=10.1371/journal.pone.0069841

7 https://yalebooks.yale.edu/book/9780300264630/atlas-of-ai/